Archive | June, 2007

these words in blood.

29 Jun

“poetry of the stone hearted 2.0″ da diyebiliriz başlığa. gündüz Verse dinlerken ne zamandır salakça listeler yapmıyom ben diye düşündüm. verse çalarken aklıma gelmesinin nedeni bu tarzın en boktan grubunun bile inanılmaz sade sözlerle süper yıkıcı işler ortaya çıkarması. o vakit neden bi ” destrüktif melo hardcore punk şarkıları” listesi yapmayıyım ki dedim ve serinlemek için bi litre kola şişesindeki suyu ensemden aşşa döktüm. şarkıları da anlık olarak seçtim, yani en sevdiğim killing the dream şarkıları yok mesela veya yapılmış en güzel 4 – 5 şarkıdan biri olan ghost story yok, sadece şu an seçip koyduğum şarkılar bunlar. havanın aydınlanmasına daha yarım saat var, uyumadan önce zamanı böyle geçirmek en güzeli. buyrunz. 10′dan geriye doğru sayalım ki daha da lame olsun.

10- Life Long TragedyTime Stands Still

9- This Is HellHere Comes the Rain

8- Have HeartSomething More Than Ink

7- Modern Life Is WarYoung Man Blues

6- American NightmarePostmark My Compass

5- Another Breath17 Minutes

Take a new road and run so to say in that last moment we had lived, not wasted. So watch the clock and count away your hours. Don’t expect to hear from me. I’ll be leaving in the morning to race the sun to the ocean to pass the time away.

4- VersePainting Pictures

I’m painting a picture of a world
Where no one has to struggle
and everyone gets along
Judged by our hearts
judged by our minds
AND WHAT WE ARE
But the rain always come to wash the paint away
Reminding us that sometimes in life WE ALL BLEED

3- Go It AloneShallow Breathing

We give up our desires, trade them in for security and just enough distractions that we don’t bite the hand that feeds: the cross and the bottle, the warm glow of the TV screen, and those little white pills that put our minds at ease. I cannot accept a slow death so thinly veiled as life. We can’t get back the years spent staring at a screen or breaking out backs for someone else’s dreams, of punching the clock and grinding through the week while the tools of escapism keep us on our knees.

2- Killing the DreamPlay the Tune Or Die

It all breaks down. I’m not giving up tonight. Let’s call this giving in. I’m going down and I’m so sick of fighting. So tired from another dreamless sleep. Afraid to try again. Afraid I’ll see the truth, a half-hearted war for nothing. I’ve got nothing to gain. Four walls crack as blood runs down broken hands. Another broken thought goes unsaid as I lay still. I’m still the only one who sees.

1- Sinking Ships – Shadows

there’s shadows of a different time hanging over our heads.lost in the memories of where weve been.

theres shadows hanging over our heads. as five a.m. turns the hardest night of our lives into morning again.

why is it so hard to let go?

i always thought things would end, far better than this. an easy goodbye under these dim lights. its about survival.

is hate the only way to save another fight, save it for another night? and i cant try again, and move onto a place where love is second to grace. and youll never have to see my fucking face.

i dont want to be lost between a comfortable desperation and a saving grace. i dont want to be lost in what could have been. i dont want to be lost.

i dont want to be the only one left behind.

Hava aydınlandığına göre guppa yatağa geçebilirim. Bi de bunun sikrimo versiyonunu yapmak lazım, hatta crust versiyonu bile yapılabilir. Veya Fluff sonrası böyle saçma sapan blog karalamaları değil de adam gibi bi melodik hc yazısı / dosyası yapmak lazım, he burak, he hemre? İngiltere’nin yeni başbakanın soyadının Brown olduğu bi dünyada insanın içinden kötü espri yapmak bile gelmiyor. çufçuf.

NP: Left Hand Cuts the Right – Seconds Slept Like Hours

Superband of the Believers

27 Jun

Bi sitede 5 tane tipsiz herifin resmine denk geldim bugün “Last of the Believers” ibaresi altında. Arada gözüme Rise Against, Reach the Sky gibi isimler takıldı da neymiş diye bi bakayım dedim. Efenim RA gitaristi Chris’in yanına Reach the Sky ve Ignite’dan dadaşlar alıp kurduğu yeni grupmuş Last of the Believers. Myspace’lerine girdim, dinledim, aferin dedim gençlere, vatana millete hayırlı bir müzik yapıyorlar. Siren Song zamanı Rise Against tarzı melodik punk olayları.  Şahsen pek beğendim, pek eğlenceli iki şarkı da. Hava sıcak, bunalıma giremiyom, arşivde de ilaç için eğlencelik bişi yok diyenlere tavsiyemdir.

http://www.myspace.com/lastofthebelievers 

Rise Against demişken yeni klip yapmış gencolar “The Good Left Undone”a. O kadar güzel şarkıdan gidip niye buna klip çekiyosunuz a gudikler diyesim var ama şarkının şahane nakaratı için sineye çekiyorum. Klip de kötü zaten hehe.

Gaza gelip Rise Against dinleyeyim dedim ama bütün CD’leri, mepeüçleri Ankara’da bırakma salaklığını yaptığım için dinleyemiyorum. Allahtan Yazı-Tura DVDsini getirmişim, hava kararsın onu izliyim bari bi daha.

Stylus güzel bi atraksiyon yapmış. Bi yazarı alıyolar, daha önce hiç dinlemediği bi albümü bir kere dinlettiriyolar ve albüm hakkında bi yazı yazdırıyolar. Hayatında hiç Hüsker Dü dinlememe eşşekliğini göstermiş fakirin birine yapmışlar, sonuç şurada;

http://www.stylusmagazine.com/articles/on_first_listen/husker-du.htm 

Ben de okumadım henüz, bakayım ne yazmış Zen Arcade için.

NP: Songs:Ohia – Tigress

çeşitli (verıyıs).

25 Jun

Blog hafiften bi fotomaç havasına büründü galiba. Ahmet Çakarsız geçen her hafta daha da çok canımı yakıyor evet. Yine de fitboldan biraz kopmakta fayda var ki müzik piyasası da transfer piyasası kadar hareketli. Son iki haftadır neler dinlemişiz, neler izlemişiz bi çetelesini çıkaralım.

Nerdeyse bir sene oldu burda “merakla beklediğim albümler” listesinde Interpol‘den bahsedeli. Gençler sonunda stüdyoya girip albümü kaydetti, bir buçuk ay önce single, kapak filan nete düştü, dün de komple muamele şeklinde albüme ulaştık. Hiç gözünün yaşına bakmadan “çıkınca dinlerim” şekli yapamadım ve indirdim. Majör şirket olayı ve Heinrich Maneuver yüzünden hafiften kıllanmıştım ama korkacak bişey yokmuş. İlk iki albüm kadar karakterli bir albüm var karşımızda. Hiç Interpol-vari olmayan numaralar var, evet ama genel hissiyat grubun doğru bir adım attığı yönünde. Paul Banks resmen “nağmeli” söylüyor ve Interpol gibi bir grup için çok acaip bi durum bu ama kesinlikle kötü değil. Pioneer to the Falls, No I In Threesome, Pace Is the Trick, Lighthouse, Rest My Chemistry falan inanılmaz güzel şarkılar. Rest My Chemistry’nin ana melodisini Where Is My Mind? isimli alterno milli marşına (“fayt kılab yea, hayatımın filmieöeeah) çok benzettim ama benim fesatlığım tabi bu. Total olarak Interpol 2000lerin en mühim grubu olma yolunda yürüyor, hastasıyım itoğluitlerin.

- yeni Minus the Bear “planet of ice” da dinledim ama çok etkilemedi ilk seferde. bir kaç kez daha dinlemem lazım.

- yine 2007 albümlerinden Strung Out ve Portugal. the Man beğenmediklerim oldu. PtM’den çok ümitliydim ama sıkıntı bastı resmen “Church Mother”ı dinlerken. Bi şans daha verecem ama.

Down to Nothing bu dadaşlar. Yeni albümleri “The Most” son derece şekko. İlk albümlerini hiç sevmemiştim. Güçsüz sounda sahip melodik hc albümlerinden hoşlanmıyorum, hele vokaller de sinek vızıltısı şeklindeyse olay mahallinden topuklarım. O yüzden ikinci albümlerini hiç dinlememiştim bile. Ama “The Most”ta doğru formülü bulmuşlar galiba. Gavurun in your face dediği görül görül bir albüm. Burak sevdi, Hemre kardeşimin de çok seveceğini umuyorum. Down on you motherfuckin’fucks.

- yeni Darkest Hour? bilemiyorum. clean vokal denemeleri öküzcanları gruptan uzak tutabileceği için güzel bir adım ama genel olarak sıkıcı buldum galiba albümü. yine de dh bu, lafımı ileride yememek için kesin konuşmuyorum şimdilik.

- 108 ve Only Crime dinlenmeyi bekliyor hala.

- The Fall of Troy vardı bi de. Vokaller resmen Justin Timberlake – Michael JAcksonvari bir hal almış ama çok olmasa da beğendim. Sledgehammer acaip şarkı. Equal Vision fazla elinde tutamaz TFoT’u heralde, kopar giderler majörlere.

- boysetsfire son iki konserini verdi geçenlerde. his dolu geçmiş şovlar. ikisi de sold out olmuştu. güzel haberse yıl sonuna doğru iki dvd yayınlıyorlar. biri son iki şovu diğeri de evropa turnesini kapsayacakmış. merakla bekliyoruz. bu arada son zamanlarda sayıları bayağı artan “kolunda gaysetsfire mı yazıyo senin eheh” diye şaka yapıp bundan alınacağımı zanneden kişilikler, uzayın arkadaşım.

Başka da bişi yok, film milm izlememişim zaten. Ha, geçen babanneme giderken canım sıkılmasın diye araba dergisi aldım. Evet, ortaokuldan beri ilk kez. Resimlerine filan baktım, “anaa kaç yapıyomuş ki bu acaba” dedim, “oha 340 beygir varmış lan” dedim, “büyüyünce şundan alırım” dedim. Babam “oğlum alsana artık ehliyetini” dedi, “meh, kim uğraşacak” dedim. Sonra 5 sene önce bi parkın yanından geçerken eski manitamı görüp “hele bi şov yapayım” diye gazı köklediğimde korkudan altıma sıçışımı ve arabayı istop edişimi (top mu lan bu) hatırlayıp dergiyi kıvırıp bi köşeye attım. Otobüse binerim ben ne arabası.

NP: DMB – Two Steps

“fcum” i don’t have to sell my soul.

25 Jun

Aslında niyetim yeni Interpol albümüyle ilgili iki çift laf etmekti ama dün gece Hemre’yle yine futbol geyiğinin dibine vurunca bir an önce FCUM hakkında bişiler karalayayım dedim (Hem Interpol ve Joy Division bağlantısından JD = Manchester sonucuna ulaşıp Interpol’ün Manchester’la çok alakasız düşmediğini görebiliriz zorlarsak hehe).

fcumhttp://fcumfiles.co.uk

FCUM, Manchester United taraftarlarının kurduğu bir klüp. Manu Malcolm Glazer tarafından satın alınınca “skeriz böyle aşkın ızdırabını” diyip 2005′te kurulmuş. Şimdi “endüstriyel fitbol bla bla bla” diye lafı dolandırmayacam ama takımlarının bir grup zenginin elinde oyuncak olmasından bıkan Manu taraftarları publarda demlenip salak felsefi tartışmalar yapmak yerine “üreten bizsek tüketen de biz olmalıyız haydi gardaşlar” diyip harekete geçmişler ve ortaya bu şahane takım çıkmış. 2005 – 2006 ve 2006 – 2007 sezonlarında Kuzey İngiltere yerel liglerinde şampiyon olmuşlar. Profesyonel liglere doğru aslanlar gibi ilerliyorlar. Klübün (klüp nasıl yazılır bilmiyom) en önemli özelliği süper demokratik bir sisteme sahip olması. Her üye alınacak kararlarda bir oy hakkına sahip ve silah kaçakçası, tekstil / inşaat devi Hitler bozması başkanların at koşturabildiği bir organizasyon değil. Bu açıdan futbol takımından çok sivil toplum örgütü havası var ki bu da beni FCUM için “ulan işte budur insanlar dinamik pırıl pırıl ortam” diye gaza getiren şey. FCUM yakın gelecekte St. Pauli ya da Livorno gibi alternatif kültür oyuncağı olur mu bilmiyorum ama St. Pauli’yle çok benzeştiği kesin (bu arada FourFourTwo haziran sayısında Uğur İnceman röpü var ve St. Pauli için “punkçularla solcuların takımı” diyor. “Punkçu”luk?). Takımın sloganlarından “I don’t have to sell my soul” da Madchester hadisesinin demirbaşlarından Stone Roses’un “I wanna be adored”undan apartma. Yeni sezonda Galatasaray ve Atletico’yla beraber “haydi aslanlar” deye desteklyeceğimiz takım FCUM’dur sonuç olarak, hemen Manu long sleeve’imi ateşe veriyorum (şaka lan şahane siliv ne yakacam). Birkaç fotoyla görsel şenlik yaratalım;

2005 – 2006 sezon sonu;

Şehrin öte tarafına ayar;

Düşman kardeşler (çok zorladım bunu hehe);

Nümayiş;

Forza;

FCUM taraftarları deplasmanda;

Pankartlar;

Pankartın kralı;

Flixton’lı topçuları ayar manyağı yapıyolar;

Eski Açık;

la liga hiiiç bitmesin.

17 Jun

biraz da futebol.

La Liga bugün bitiyor. Kabloda e2 olmadığı için ve tv’ye uzak kaldığımdan bu sene az maç seyretmek durumunda kaldım ama mantık sınırlarını zorlayan geçen haftaki maçlardan sonra şahsımca en güzel bi lig olarak tekrar lanetlendi ispanya ligi.

gündüz oynanan maçlardan sonra gimnastic’le beraber celta vigo ve real sociedad da düştü. maçları netten saniye saniye takip ederken geçen hafta canım atletico’ya çelme takan celta’nın düşmesi için dua ettim ve düştüler tabii ki. sene içinde fener’i yenmiş olmaları bile kendilerine sempati duymam için yeterli olmamıştı zaten. sobis’li betis düşseydi çok ayıp olurdu. üç buçuk sene önce olimpiyat stadında kalbimizi kıran sociedad’ın da atta gitmesine sevindim, ne yalan söyliyim. nihat yüzünden hiç ısınamamıştım kendilerine önceden de. nihat gitti düştüler ironik olarak tabii.

saat 10′da da barcelona, real ve sevilla şampiyonluk maçlarına çıkıyorlar. real bırakmaz gibi bu saatten sonra da ama çok da umurumda değil zaten. asıl helecanla beklediğim atletico’nun uefa’ya gidip gidemeyeceği. geçen hafta evinde celta’ya rezil olan bi takım olarak iş mucizelere kalmış gibi görünüyor ama villareal’in sevilla deplasmanında takılması sürpriz olmayacağı için ossasuna’dan çıkarılacak üç puan galatasarayımızla atleticomuzun seneye uefa finalinde karşı karşıya gelme ihtimalini doğurabilir. bu kadar şanssız geçen bi senenin sonunda uefa’ya gitmek de başarı olur zaten. bir de quaresma’nın gelme olasılığı varmış ki mis olur ama maxi rodriguez’in gönderilmesi anlamına da gelebilir bu, aman diyim, maxi’yi satanı biz de satarız.

galatasaray ve şaşırtıcı şekilde yapılan şekko transferlerden de bahsedecektim ama maçlar başlamak üzere, tv başına kaçmam lazım. bi dahaki posta artık. bastır los indios.

NP: Killing the Dream – Spoken In Clocks

Edit: Milito ipnesi 75′te yazınca Zaragoza beraberliği kurtardı ve Atletico kazanmasına rağmen averajla 7. oldu. Şimdi Inter Toto’dan Uefa’ya yükselme hesabı yapacak Atletico. Kısfmet diyelim. Zaten naçizane şekilde desteklediğim takımlardan Gassaray’ın durumu malum, ŞL’ye bile gidemedik, Schalke şampiyonluğu elleriyle verdi, Şeker’i zaten sezon başındaki saçma sapan transfer politikaları yüzünden terk eylemiştim, bi bok da yapamadılar. Böyle bi sezonda Atletico’nun başarılı olması da düşünelemezdi di mi. Spreading the curse amınakoyim. Copa America’da Arjantin de bişey yapamazsa tuttuğum takımlara getirdiğim lanet tasdiklenmiş olacak.

Real aldı. Tek üzüntüm Cumhuriyet lisesi 11 – F sınıfının çakal öğrencisi tipli Reyes ibişinin kahraman olacak olması. Asıl kahramanlarsa üç golde de kendini yırtıp topu taşıyan aslan Robinho ve aslan Diarra. Diarra Kalli’ye haber yollamış beni al İstanbul muhteşem bi şehir diye. Van Nistelrooy kardeşime de helal olsun, keşke sakatlanmayıp iki gol daha yazsaydı. Basinas maçı satmış arkadaş. Herif ikinci yarı resmen ölüydü. Bütün topları geri oynadı, iki adım ötesindeki topa bile koşmadı şerefsiz. Sonunda golü de attı kendi kalesine. Kel pezevenk. Bu herif de Fener’e gol atmıştı zamanında di mi. Hımm, olsun. Satılmış ipne. Benim için süt onlar için zicolata esprisiyle veda ediyorum. Copa America’da görüşmek üzere sevgili Santra severler. Hangi kanal verir acaba CA’yı. İpne Brezilya.

anasını yitirmiş eşşek sıpası.

16 Jun

gibi ne zırlıyorsunuz ulan, diye devam eder bu. şekerpare muhteşem şekilde komik bir filmdir (hileriyıslı gorcus ya da). hayat her alanda peyker’i kakalamaya çalışırken “nah peyker nah peyker” diyip ilyas salman gibi göbek atmak ister bu deli gönül. ki “arkadaş, dost” gibi tanımlarla kakalanan peykerlerin karşısında uğraşmakla geçti son iki üç gün. “kötü adam” rolünü üstlenmekten çok zevk aldığımı söyleyemem ama insanların birden fazla yüz taşıyabildiklerini görünce yapacak fazla bir şey kalmıyor. “her işte bir hayır” varmış hakkaten, kafam rahatlamış durumda şimdi. yine de parkta içtiğimiz son gece biraz üzücü oldu sanırım. bu ara çok fazla son yaşanıyor, o yüzden herhalde. muhabbetin en harlı anlarında burak bayılmak üzereydi ve “lan ne biçim entrikalar dönmüş amına koyim, beynim sitildi” diye düşündü kesin hehe. burak’la beraber yasin ve hemre’nin de gadasını alıyorum şu iki gün etrafımda oldukları için. lan ben ne anlatıyodum ya. uykusuzluk yaramıyor artık.

—-

ne anlatacağımı unuttum şurdan devam edeyim; Gına yepisyeni albümünü yayınladı. Ben de yeni dinliyorum, nasıl olmuş bilmiyorum daha. biraz daha dinleyip onur’un kafasını ütülerim. Ama “hayaletler var bu evlerde” kısmı şahane bir sürpriz oldu, sırf onun için yeni bir post atabilirim ileride. hayaletlere hala takmış durumdayım evet. şu linkler iş görebilir;

Gına @ Myspace
Gına – Doğum Lekesi
Gına @ HipHopLife

Durum bu. Santrasız geçen günleri çeşitli Gus Van Sant ve P.T Anderson filmleriyle değerlendirmeyi umuyorum. Bir kaç da yeni albüm var. Değmesin yağlı goya.

NP: Gına – Onca Et

“ev” arıyorum.

10 Jun

Evet, aşşalarda bi yerlerde bu postun “ev arkadaşı arıyoruz” versiyonu var ama bazı şeyler hiç şaşırtıcı olmayan şekilde gelişti ve mağrur işveren rolünden (Hulusi Kentmen) mağdur işçibaşı modeline (Münir Özkul) geçiş yaptım. Zamanlama biraz sinir bozucu çünkü “hele bi şu yazı güzel geçireyim sonra işleri yoluna koyarım” şeklinde bir karar almıştım ve önümdeki bir kaç ayın tadını çıkarmayı planlıyordum ama napalım, kısfmet değilmiş. 15 gün içinde ev bulmam, toparlanmam ve taşınmam lazım. yani “ev arkadaşı arıyoz” postundaki durum şimdi de geçerli. ev arkadaşı arayan tandığınız varsa reklamımı yapıverin işte. Kendim ev arkadaşı ararken “şu özelliklerde olsun, bu özelliklerde olsun” diye şov yapıyodum ama şimdi “abi, benden süper ev arkadaşı olur valla bak” konumuna düştüm, ne oldum demiyecen ne olacam diyecen yaa. hay skiyim, moralim bozuldu gidiyom. son olarak belirtmek isterim ki kaç para kaç çok sıkıcı filmmiş, imanım gevredi izlerken sonunu getiremedim. eah. amına koyim ya (ekstra küfür bu da).

NP: Darkest Hour – A Paradox With Flies

flufffest2007.

9 Jun

Hellfest’e gitme olayının bir şekilde yalana bağlamasından sonra “bu yaz Converge izlemem şart argadaş” şeklindeki düşüncemin esiri oldum ve Fluff Fest yollarına düşmeye karar verdim. Bugün itibariyle önümde bi engel kalmamış gibi görünüyor. Yani 5-6 gün içerisinde vizeye başvurup, uçak biletini ayarlıyorum. Önceki senelerin aksine “yanımda biri olmazsa hayatta gitmem” de demiyorum. Hemre & Burak da benim kadar ciddi Fluff’a gitme hususunda ama olur da gelemezlerse tek başıma çekoslovakya yollarını arşınlıycam sanırım. Hellfest’in en alakasız tarzlardan ve türlerden grup koyup blind guardian fanlarıyla converge fanlarını, neurosis fanlarıyla saxon fanlarını aynı ortamda buluşturma politikasının aksine Fluff tamamen rafine bir hc festivali ve süper bir atmosfer olacağını tahmin ediyorum. Yüzde doksanını maho hc ve yeni dönem metalcore gruplarının oluşturduğu Pressure’ı saymazsak Avrupa’da “hc unity” olayını yaşatacak en önemli organizasyon Fluff. Converge, Kaospilot, Victims, La Quiete, 108, Rise and Fall, Final Fight, Maroon, Louise Cyphere gibi sevip saydığımız isimler şimdilik konfirme olmuş durumdalar. Bu bile yeterli bir line up benim için ama Avrupa turnesinde olan Killing the Dream de kadroya eklenirse pek bi şahane olur. Neyse, bir terslik olmayacağını ve 20 – 22 Temmuz tarihlerinde Çekoslavakya illerinde pit içinde kendimizi kaybedeceğimizi umuyorum. Gazamız mübarek olsun.

Fluff Fest 2006′dan bir enstantane;

as real as any ghost.

6 Jun

Karnımı doyurdum, flash tv ve star’ın magazin programlarına göz atıp  bu hafta kimlerin bikinili yakalandığını öğrendim (asena ve tuğba ekinci), tuborg gold’umu içmeye başladım ve machina dinleyerek mık mık teyze kıvamında ağzımı şapırdatıyorum. dört beş gün önce elime geçen kaospilot cd’sinin bookletinin poster şeklinde çıkması sonrası “hassiktir, assam mı saklasam mı” diye kara kara düşünürken (ki henüz hiç postere dönüşen kitapçığı asamadım acıyıp) içinden aynı bookletten iki tane daha çıkınca sevinç çığlıkları atarak evin içinde koşmaya başlamıştım. hem asıp hem besleyerek benim için hayati önem taşıyan bi soruna çözüm olmuştu çünkü. bir ay kadar önce Smashing Pumpkins’in resmi sitesindeki “Rock’n'Coke Festival – Istanbul” ibaresinden beri ilk defa bu kadar sevinmiştim ki dakkalardır konuyu bu konsere getirmek için kıvranıyorum, direkt Pumpkins’le ilgili kısma geçiyorum o yüzden.

Artık herhangi bir konserin bile benim için “süper eğlence” vaadeden aksiyonlar olduğu günlerimde değilim, “yaşlanıyoruz be ekremciğim” tribinin de bi etkisi yok bunda. Sanırım 3 Temmuz 2005′te yaşayabileceğim en önemli tecrübeyi yaşadım konser – festival gibi konularda ve artık biraz yavan geliyor herşey. Ama grup Smashing Pumpkins olunca işler değişti çünkü kendileri Converge’den sonra izlemek için geberdiğim ikinci isim. Corgan’ı kanlı canlı görecek olmak, hele grup aktif değilken web sitesinde Confessions bölümünde yazdıklarını okuyup “öldür beni bili” konumuna geçtikten sonra, anlatamayacağım kadar önemli bi durum.

Ama açıkçası canımı sıkan bir kaç konu da var grupla ilgili. Bir kere 22 Mayıs’taki ilk konsere kadar (http://www.undercover.com.au/News-Story.aspx?id=2165) gitarist ve basçı hakkında hiç bir bilgi vermemesi çok aptalcaydı. James Iha dönmeyeceğini kendi açıklamıştı zaten. İnsanları merakta bırakmanın alemi nedir sevgili Bili. Onun dışında Zeitgest’in kapağını ve bir kaç şarkının ismini görünce “aha kesin sıçtı bu sefer” diye düşündüm (daha önce de sıçmıştı evet ama Zwan ve solo isim altında sıçmasının pek önemi de yoktu). Yeni albüme dair pek bi ümidim kalmamıştı. İstanbul konseri de albümün çıkışından sonra olacağı için boktan geçme olasılığı yükseliyordu. Ama 22 Mayıs’taki Paris konserinden görüntüler izleyince titreyip kendime geldim. Ne kadar kötü bi reunion olursa olsun siktiri boktan bi eylül gecesinde Smashing Pumpkins  izlemiş olmak fikri tek başına yeterli herhalde. Bir de albümden nete verilen ilk şarkı Tarantula’yı dinleyince iyice gaza geldim. Çok büyük bir Pumpkins şarkısı olmayacak belki ama bir SP best of’unun içine atılsa sırıtmayacak bir şarkı. İlginç olan Machina’dan bugüne geçen 7 seneye rağmen çok benzer bir sound tutturmuş olmaları. Sanki grup hiç dağılmamış da Machina’dan yayınlanmayan bir şarkı yayınlamışlar gibi. Konser görüntülerini izlediğim diğer yeni şarkı “God & Country” de  Try, Try, Try havasında. Yani Zeitgest Machina’nın devamı gibi birşey olacak tahminen. Bari kalite olarak Machina’nin ilk bölümüne benzese (ilk bölüm derken machines of god / friends and enemies olarak ayırmıyorum, machines of god’ın ilk 8 -9 şarkısından bahsediyorum)

Konserle ilgili asıl problemimse setlist. şimdilik turnede çaldıkları şarkılar aşşağı yukarı belli ve hayal kırıklığı yarattı bende. burada nasıl bir playlist olacağını bilemiyoruz, belki ilk kez çaldıkları ülkelere bir kıyak geçiyorlardır ama  pek de ümitli değilim. mesela 28′inde çaldıkları Pinkpop festivalindeki sette 6 tane yeni şarkı var ama sadece bir tane Adore şarkısı var. Benim gibi Adore fanları bol bol küfredebilir. 6 yeni şarkı ne demek lan, ayıptır. Gish’ten hiç çalmıyorlar zaten. Siamese’den 3, Mellon Collie’den 4 şarkı var. Bodies, Tear (burada çalmazlarsa yakarım kendimi), I of the Mourning, Eye, Crestfallen, Pug gibi şarkılardan bir kaç tanesi eklenirse idare eder bir setlist oluşabilir. Şu adreste turnenin setlistleri var; http://www.smashingpumpkins.com/photos_gallery_1018.

Tarantula ve Tear (herkese göre diil, sarhoşlar ve sağlık sorunu olanlar izlemesin) görüntüleriyle ekranlara veda edeyim.Ve evet, çok fazla boş vaktim var.

Tarantula @ Rock am Ring 2007

Tear @ Brussels, 1998


.this is the song I’ve been singing my whole life.  

set your mental alarm.

4 Jun

Blog’u kullanmamak uzun zamandır yaptığım en sağlıklı eylemlerden biriydi. Varlığını bile unutmuştum bir süredir. Ama 15 gündür ilk defa dün hava aydınlık değilken uyudum, hava kararmamışken uyandım ve “bişeyler yazsam?” gibi bir fikir belirdi kafamda. İnsanlarla (“diğerlerinden” bahsetmiyorum, sevdiğim insanlarla) iletişim kurmayı pek beceremediğim, ne söylemek istediklerimi söyleyebildiğim ne de saçmamalamadan 10 dakikadan fazla konuşamadığım bir dönemde çok konuşup hiçbir şey söylememe propagandasını buradan yapmaya devam etmek daha eğlenceli olabilir bir süreliğine (ya da pumpkins geliyor, iki çift laf etmezsem geberirim diye tekrar yazıyorum diyelim dürüst davranıp).

okul bitti. eğer bazı şeyler daha farklı gelişmiş olsaydı bu cümle “mezun oldum” diye devam edebilirdi ama etmiyor, sanırım hiç bir zaman etmeyecek de. mesela 2003 ağustos’unda şahane bir istanbul sabahında “ankara’ya gidiyosun ahmetçim” şeklinde bir telefonla uyandıktan sonra etraftaki herkesin hayatını zehir etmeseydim, mesela 2003 ekim’inde bindiğim edirne – ankara otobüsünde 10 saatlik yolu koridor tarafındaki koltukta oturarak gitmek zorunda kalmasaydım ve koltuk kırık olmasaydı ya da mesela ankara’ya ayak bastığım ilk gün iğrenç bir yağmur yağmıyor olmasaydı ve metrodan yeryüzüne çıktığım an kusmaya başlamasaydım daha farklı gelişebilirdi herşey. yine de “buna da şükür”, hatta kısfmet. sevdiğim bir sürü insanın “mezun oldum heyo, fak yu ankara i’m leaving” diye ortalıkta dolaşıyor olması canımı sıkıyor, evet ama biraz daha fazla yalnız kalmaya alışığım zaten (dediğim anda hemre aradı, “müdür ben geliyom, bişi lazım mı” dedi, şerefsiz). bazı şeylere dayanamadığım noktada ben de “fak yu ankara i’m leaving” diyip pılıyı pırtıyı toparlayabilirim nası olsa. bu noktada fona mahsun kırmızıgül – bu sevda bitmez koyup sözü nathaniel fisher’a bırakabiliriz sanırım;

This is what you’ve been running away from your whole life, buddy boy. Scared the crap out of you when you were growing up, didn’t it? And you thought you’d escape, well guess what, nobody escapes.

Pumpkins konserinden bahsetmek istiyodum ama akşama bırakayım onu. Zor #10 yavaş yavaş tamamlanıyor bu arada. Bu sayı için çok fazla bir şey yapamamış olsam da J.Bannon’la iki lafın belini kırmış olmak bile yeterince güzel. Hal ve gidişatıma göre bu yazı yeni bir fanzin gazıyla geçirmem olası. Aklımda bir kaç tane fikir var ama çok çabuk uçup gidiyor fikirler kafamdan acele etmem lazım sanırım.

Bir de yeni Circa Survive albümü var, On Letting Go. Yer kalmadığı için dergiye yazamadım ama şimdilik 2007′nin en iyisi benim için. İlk albüm Juturna’ya göre çok daha iyi şarkılarla dolu, Anthony acaip ses oyunları yaparak boğmuyor ve bin tane farklı rifi aynı anda çalmadan da gelişimci bir müzik yapabileceklerini göstermişler. aferin. tahminen the next big thing olacaklar kısa süre içinde ama biraz da böyle adamlar vursun voliyi, di mi. bi de brendan resmi sitede şöyle bir şey söyledi ki yanaklarından öpüyorum kendisini;

if you do not have the money for the cd or if you’re one of those people who just refuses to buy shit anymore then please by all means, just go download it. The most important thing is that you have it. We want you to know it and we hope that you will love it. We only ask that if you can afford to support us that you do. We appreciate all of you, cash or no.”

Hisli insanın hali başka. Pumpkins geliyo lan.

NP: Gevende – Şeker

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.