Archive | July, 2007

water finds its own level.

28 Jul

Öncelikle “öeah”. Dağılma sezonunu iki hafta önce Hot Cross açtığından beri bloglararası bi kara haber ağı yarattık resmen. Pmfs, Funeral Diner derken bu sefer yine çok üzücü bi dağılma haberi geldi; Go It Alone. RIP diyelim bari merhuma. “the only blood between us” her zaman bu çağın en güzel albümlerinden biri olarak arşivde duracak.


I tried to believe in the pretty lies that comfort of, but faith and fiction will appease a sharp mind for only so long. I refuse to live my life on my knees, waiting for salvation that will never come. And I will not forfeit control because I don’t have a life to waste. I tried to find peace in a promise carefully designed to placate and pacify, to assuage the fears that haunt our lives. But I refuse to let doctrine dictate morality as we bow to masters of our own design. And I will not accept false truths because I don’t have a life to waste. That book is not enough for me.

fluff notları III.

26 Jul

* son gün festivalin en yorucu günü olacak gibiydi. converge haricinde 4-5 tane izlenmesi “must” konumundaki grup vardı ve pek dinlenecek zamanımız yoktu. o yüzden ilk iki grubu es geçip öyle gittik alana. gruplara girmeden önce bi kaç fatih çekirge tarzı anektod düşeyim.

* hava sonunda soğumuştu. arada yağmur da atıştırdı güzel oldu.

* aşşadıki postlarda ne kadar çok verse, have heart tişörtü olduğundan bahsetmiştim. onlar dışında crust tayfası da boy gösterisi yaptı. ama asıl velvet underground, joy division, sonic youth, animal collective ve hatta q and not you gibi tişörtlerin varlığı pek enteresan ve güzeldi. darkthrone tişörtlü abiye de selam ossun. ben de bi black metal konserine killing the dream tişörtüyle katılmaya söz verdim onu görünce hehe.

* tişörtlerden bahsetmişken herkesin tişörtü mesaj tahtası gibiydi. güzel sloganlar vardı. en beğendiğim “hardcore punk, straight or drunk, black or white, unite and fight” tişörtü oldu. “hated by the scene but still believe in unity” de güzeldi. en sevdiğimiz maholar terror’ün “hardcore, this is all i’ve got” tişörtlerinin en anlamlı olduğu yer fluff’tı sanırım.

* açılan standların cd arşivi genişti. en büyük cd standına ilk gittiğimizde balatayı yaktım. “allah a day in black and white, allah amanda woodward, allah wolbrigade, allah verse” falan derken zaten az olan nakitimle ne alacağıma karar veremedim. sonunda 8-9 cd iki de tişört kaptım. biri direkt gruptan aldığım la quiete, diğeri adıyaman komünist partisi üyeleri internasyonal noize conspiracy / armed love tişörtü. sevdiğim simalara tişört alamadım malesef. kendime alamadığıma en çok üzüldüğüm ürünler rise against dvdsi, yaphet kotto albümleri(her gün iki defa kontrol ettim standları bulamadım yaphet albümü), sadece L size’ı olan Orchid tişörtü, From Ashes Rise tişörtlerinden herhangi biri. İlk iki gün ortalıkta doğru düzgün skramz tişörtlü eleman yokken son gün zibil gibi arttılar. aha dedim kesin yeni bi stand açıldı ordan alıyolar bu şahane kaospilot, funeral diner tişörtlerini. ama bütün gün aramamıza rağmen bulamadık ööle bi stand. kaospilot stand açmayarak kalbimizi kırdı. converge ürünleri ise feci kötüydü. şimdiye kadar efsane merchleri olan adamlar noldu da böyle kötü tişörtler tasarladı anlamadım.

* üç gün boyunca nerdeyse 10 tane sigara otlandı millet benden. hayır türkiye’de olsa anlarım da yarısı edge olan bi ortamda nası bu kadar sigara çaptırdım anlamıyorum. salak tipi var galiba bende, sigarası biten bana geliyo.

* en şaşırdığım şey henüz çıkmamış olan (en azından benim öyle sandığım) yeni wolfbrigade plağını kucaklamış giden abla oldu. nası yani?

* son gün ilk izlediğimiz grup la quiete oldu. avrupa sahnesinin en mühim gruplarından biri herifler. isimlerine yakışır bir performans sergilediler. ismini bi türlü tam öğrenemediğim , öğrensem bile telaffuz edemediğim şarkıları odamda dinlerken gibi hislendirdi beni. screamo gençler kaospilottan sonra la quiete’de de delirdiler. beraber split albüm yayınladıkları louise cyphere’a selam çaktılar ki iki grup sonra lc sahne aldı.

yallahtazyik.jpg

* sırada animosity vardı. empires albümünü severim ama çok hevesli değildim herifleri izlemeye. converge heyecanı da yavaştan sarmıştı bünyeyi. arkalardan izleyeyim dedim. o ana kadar alanda hiç olmayan gerizekalı violent dens olayı animosty esnasında patlak verdi. bekledğimden çok daha iyi çalıyolardı ama. derken ilk şarkının sonunda arkamı döndüm ve converge standında bi hareketlik gördüm. bismillah diye standa gidince basçı nate’i gördüm. ulan noluyo falan diyip bayaa bi orda bekledim. sonra burak’a nate’i gösterirken burak “kurt de orda lan” tepkisini verdi. evet, muhteşem gitarist, süper prodüktör, 2 metrelik dev kişi ilerimizdeydi. heyecandan gebermeme rağmen yanına gittik. jake’le yaptığım röportajın olduğu dergiyi verdik, foto filan çektirdim. sonra jake’i buluruz umuduyla turne otobüsünün yanına gittik. animosty vokali leo ordaydı. onla tanıştık, muhabbete başladık ve herif “haftaya ben ankara’ya geliyom” dedi. çotonk? ne alaka lan dedik. kapadokyaya gidecekmiş filan. kontaklarımızı verdik kendisine. uygun olursam istanbulda ben karşılıycam kendisini ve sonra bi gece geçirmek üzere ankaraya geçecek. şeker gibi adam, dayarız kendisine biraları, ööle yollarız.

* leo’yla muhabbet ederken “lan lousie cypher” çıkacağdı diye huzursuzlandım. hemen alana döndük. louise cyphere çok kötüydü malesef. zaten kaospilot ve lq’ye göre daha zor içine girilebilir bi müzikleri var, bir de durmadan sesle ilgili aksaklık yaşayınca kötü bi performans çıkardılar. davulcu sanki sahnede foto çeken elemanlardan birini setin başına oturtmuşlar gibiydi. her hatasında altına sıçmış çocuk gibi bakıyordu. yine de tahminen son konserini veren bu mühim adamları izlemek güzeldi.

* rise and fall festin güzel performanslarından birini sundu. şarkılarını çok iyi bilememe rağmen bayaa eğlendim.

* oi polloi ve zero mentality esnasında oturup dinlendik, yemek yedik. zero mentality festin açık ara en kötü grubuydu (takipçileri to kill ve curse of instinct). oi polloi duyduğumuz kadarıyla eğlendirdi milleti. vokalist konuşup durdu. önce “if you drink more we sound better” dedi, sonra “biz sXe diiliz ama size çok saygı duyuyoz” diye çark etti. bush’a geçirdi, britanya imparatorluğunun değerlerine geçirdi, çek başbakanına geçirdi. bi ara “aamet, topsun olm” falan diye bana da sataşacak diye tırstım, herkese geçiriyo herif hızını alınca.

* kadroya son anda eklenen these arms are snakes çok -afedersiniz- sitici bi performans sundu. hep up tempo şarkılar çaldılar. vokalist kendini yerden yere vurdu, parmağını ve kolunu yalayıp durdu, mikrofonu pantolonun içine soktu. eğer keşan’ın çakal çocuğu mümin tipi olmasaydı gördüğüm en karizmatik vokal performansı derdim. demiyorum. yine de gördüğüm en iyi frontman performanslarından biriydi.

thesearms.jpg

* ve converge. sahnenin önüne yapıştım yine kaospillot’taki gibi. önce davulcu ben göründü. sonra kurt çıktı soundcheck için ve tam önümde konumlandı. o ana kadar hiç göremediğimiz jake you fail me’nin promo fotolarındakine benzer bi modelle davulun yanında göründü. hep içine kapanık ve suratsız olarak düşündüğüm herif süper sempatik görünüyordu. grupça durmadan ben’e şaka yaptılar filan. sahne arkasında nerdeyse feste katılan bütün gruplar converge’ü izlemek için sıralanmıştı (rise and fall vokalistinin dediği gibi “coolest band in hardcore” sandığımızdan da doğru bi tanımlamaymış çünkü). hava hafif karamışken sisler verildi ve kurt plagues’ın kafa skici riflerini çalmaya başladı. yavaş yavaş nate ve jake de sahneye geldi ve plagues’ı bitirdiler.

100_2350.jpg

ve dong! NO HEROES! daha ikinci şarkıda aklım yerinden oynadı no heroes çalınınca. en önde olmanın tahmin ettiğim olumsuz yanı “arkadan binlerce kişinin yüklenmesi” tahmin edemediğim kadar sert oldu. ama umrumda değildi tabi. “in world of enemies i walk alone” kısmında gözyaşlarıyla mücadele ederek jake’in uzattığı mikrofona vokal desteğinde bulundum. “Eagles Become Vultures” çalınırken tuhaf bi an yaşadım gene. Jake mikrofonu tam bacaklarımın önüne düşürdü, mikrofonu alıp uzattım ve söylemeye devam etti. Şimdi buraya yazarken anlamsız bi an gibi görünüyor olabilir ama hayatıma yöne veren lirikleri kotarmış, çığlıkları hep beynimde çınlayan bi adama mikrofonunu uzatıyor olmak tarif edemeyeceğim kadar tuhaf ve anlamlı bişey benim için. Neyse, Versus, Vengeance, Concubine / Fault and Fracture, Homewrecker yardırıp geçtiler. saniye başına kafamın üstünden üç kişi uçuyordu sahneye. ya da sırtıma basıp sahneye çıkıyordu insanlar. Jake bi yandan şarkı söyleyip bi yandan sahneye çıkanları kucaklayarak seyirciye fırlatıyordu. Kurt cüssesinden beklenmeyecek kadar hareketliydi. Nate tam bi çakal. Ben inanılmaz. Bunları biliyorsunuz zaten. Tek olumsuz şey en önde olduğum için Jake’in vokallerini çok az duyabilmek oldu ses sisteminden. Olsun, dudak hareketlerinden ve gitardan şarkının neresinde olduğunu anlamaya çalışmak da eğlenceliydi. “Last Light” çalınırken hayatımın sonuna kadar o kaosun içinde, “keep living, keep searching, keep bleeding, keep shining on” diye bağırabileceğimi hissettim. “this is for the hearts still beating” kısmında boğazım yırtılacak sandım. Çalmayı bıraktıklarında orgazm anının o acaip “feel nothing” hissiyatı içinde kalakalırken seyrici bis için alkışa başladı. Bi süre “arkadaşım Converge bis yapmaz, nefret ederler o olaydan” diye söylendiysem de ben de alkışlamaya başladım. Sonra Jake geldi ve eliyle boğazını gösterek “geberiyom” dedi. Hakkaten bu adamların gösterdiği performansın 10 dakkası bile bi sürü grubun sahne hayatını bitirecek yoğunlukta. O yüzden seyirci üstelemedi ve Jake herkesi selamlayıp gitti. Boğazım yanıyordu, ayaklarıyla sırtıma basanlar yüzünden sağ omzum yerinden kopacak gibiydi, sahneyle seyrici arasında sıkışıp kaldığımdan vücudumda yanmalar vardı, bi sürü çok sevdiğim şarkı çalınmamıştı , vokalleri nerdeyse hiç duyamamıştım ama en ufak bi pişmanlığım ya da üzüntüm yoktu. Jake’in konser içinde dediği gibi “This is just punk rock” çünkü.

* Sabahın köründe kalkacağımız için Fluff’ı terkettik hemen. Sabah kalkıp yine bi süre otobüs ve taksi arama eziyeti yaşadık. Sonra trene binip Prag’a geçtik.Bir daha Çek Cumhuriyet’ine gidersem (ki artık Fluff müdavimi olucaz gibi para olursa) trenle dolaşmaya karar verdim. Çok güzeldi tren yolculuğundaki manzara ortamı.

* Herşey genelde şahane olsa da “ah bi de hemre olaydı, ah bi de onur olaydı” diye geçirdim içimden hep. Sizsiz tadı çıkmıyo monakoyim.Artık “working class hero” insanlar olacakları için seneye benim fluff masrafını da çekerler heralde, eşşek diiller.

* Prag’da bi bok yapmadık. Yorgunduk zaten, mal gibi oturduk otelde. Prag’daki otelin bi gecesine Rokycany’de dört gece kaldığımız otele verdiğimiz kadar para verdik. Kafamıza sıçıyim.

* Bi marketteki çek amcanın pantolonunda “Aslan Tekstil” yazıyodu. Aslan ailesini selamlıyorum.

* İlk gün Pilsen’de gördüğümüz ilk dükkanlardan biri Dönerciydi. This is real skramz, kid.

* Çek Cumhuriyeti’nin her tarafı Casino, fitness center ve seks shop. kafayı yemiş herifler. casino olayı abarmış, bizdeki eski atari salonları gibi her ara sokakta tek odalı casinolar var. Onur’a dildo aldım hediye seks shop’tan.

* Geriye Pumpkins, Cult of Luna, Killing the Dream, Verse, Neurosis, Circle Takes the Square, Sinking Ships kaldı izlenecek.

* Prag Anadolu Lisesi işini daha iyi yapsın, insanlara ingilizce öğretsin. Bi markette “du yu sipik ingliş?” dediğim görevli sinirli bi şekilde “no, do yu sipik çek?” dedi. Manyağa bak, sanırsın Fransız eliti pezevenk.

* Farkındaysanız hala çek kızlarından bahsetmedim, zor tutmama rağmen kendimi.

* Acaip bi metro ve otobüs sistemi var Prag’da. İkisine de hep beleş bindik kimse bişi demedi.

* Çekler çok sigara içiyor takdir ettim. başta “avrupa ülkesi sonuçta, sokakta sigara içsem ters ters bakarlar kesin” dedim ama bizden farkları yok, baca gibiler maşallah.

* sigara benim hayatımı kontrol eden yegane ideoloji. şu an farkına vardım.

* seçim sonuçlarını orda öğrendik. Baskın Oran’ın seçilememesi Türkiye’ye gelince çok koydu. nerdeyse 2 milyondan 30 bin oy ne demek arkadaşım ya.

* bi çek gastesinin manşetinde yarım sayfa tayyip erdoğan fotosu vardı. size ne lan?

* havaalanında mcdonalds’ta uyurken görevli geldi ve “burada uyuyamazsınız” dedi. havalanı olm burası, nerde uyuyacam başka. zaten gotik dekorasyonlu otelde yine fırtına çıkmış, kapılar kendi kendine açılıp kapanmış. tırsmaktan uyku girmedi gözüme gece.

* dönüş yolculuğu rezaletti. kaptan hakkaten öldürüyo sandım bizi bi ara. yakışmadı kaptana, notunu kırdım.

* havaalanından kadıköy’e geçtik, dolmuşa bindik. dolmuş yolun ortasında durdu bi anda. şoför indi ve arkadaki dolmuşun penceresinden diğer şoförün ağzına ağzına vurmaya başladı. 3-4 dakka aralıksız göt kadar penecereden dövdü adamı. gerekçesiyse “ibne yavaş gidiyo, benim yolcumu çalıyo” şeklindeydi. velkam bek tu törki, velkam bek tu realiti. this is the real TC, bitch.

* iki gündür sanki uzaya gittim de geldim gibi uzun uzun yazdım. burda keseyim bari. sevgi & saygı.

100_24771.jpg

fluff notları II.

25 Jul

Gün 2.

yol.jpg

* ilk günden tecrübeli olarak ikinci gün geç gittik alana. bi çek grup kaçırdık. secon combat’in ortalarına yetiştik. beğenmedim pek. durmadan “biz asyada çok zor şartlarda bu işi yapıyoruz” demeleri baydı. tamam abi biliyoruz, saygı da duyuyoruz, bizim burda piyasa namına bişi yokken malezyada eşşek gibi bi scene oluşturmak şahane bi olay da her şarkı arasında aynı şeyi söylemeye ne gerek var?

* zor şartlar demişken. kamp alanındaki tonla alman’a, hollandalı’ya bakıp “babanızın arabasını alıp şahane yolculuk yapıp 200 km’de buraya geliyosunuz, mis gibi eğleniyosunuz, biz kıçımızı yırtıp acaip paralar harcayarak geliyoz. sizinki mi dedication bizimki mi dedication lan allahsızlar!” diye isyan ettim. bişi değişmedi tabi hala sefil türklerdik.

* thema eleven inanılmaz bi grup. city of caterpillar meets cult of luna. en başarılı yerel gruptu.  burak cdlerini aldı, bizi de çeksin de yiyek.

* festival sayesinde canyooner albümünü keşfettiğimiz no trigger çok eğlenciliydi. beraber turladıkları set your goals’tan daha iyiler. syg sevmiyorum ama acaip seyirci topladılar. maroon’dan sonra en çok hatun çeken gruptu ve dünyanın en çirkin adamlarından oluşuyordu. mis gibi bi no trigger vidyosu çektim. 45. saniyeden sonrası şahane;

-

* alanda dolaşırken victims üyelerinin standda olduğunu farkettik. hemen gidip divide and conquer’ı imzalattım. elemanlarla çekindiğim foto biraz talihsiz oldu hehe. sahneleri şahaneydi. şu an aktif crust grupları içinde en sevdiğim adamlardan biri bunlar. basçı jon (eski nasum üyesi) bi şarkıdan sonra sinirli bi şekilde “this is hardcore” dedi. kime ayar verdi anlamadık. saatlerde oluşan bi değişiklik yüzünden biz yemek yerken bi anda sahne aldılar ve vegan burger yemeye çalışırken ağzımdan abidik sos aka aka en sevdiğim şarkıları “your life is red”i izlemek zorunda kaldım. “this is the end”i inanılmaz çaldılar, festin en güzel anlarından biriydi;

-

* sonra to kill ve vitamin x saçmalıkları çıktı. vitamin x’in nasıl bu kadar çok seveni olduğunu anlamak çook güç benim için. hakkaten kafam durdu topladıkları kalabalığı görünce.

* ve kaospilot. şu an kendi piyasasının en iyi grubu bence bu adamlar. ve son bi yıl içerisinde s/t albümleri en çok dinlediğim, en sevdiğim albümlerden biriydi. boktan ankara günlerinde ayakta durmamı sağladı şarkıları hep. bu yüzden kaos için en öne gittim festte ilk defa. S/t’ın nerdeyse tamamını çaldılar. bir de eylülde yeni çıkacak albümden bi şarkı. ortalıkta pek görünmeyen screamo gençler sahnenin amına koydu afedersiniz. ilk şarkıdan son şarkıya kadar sahnede kalıp grupla birlikte söylediler şarkıları. ben metanetimi korumaya çalıştım çünkü ne zaman sahneye çıksam salakça bişey yapıyorum. ama taptığım şarkı “the vicious cycle” girince ne olduğunu anlamadan kendimi sahnede buldum. “the vicious cycle goes on and on” kısmında bilincimi yitirdim sanırım. sonra bi süre ara oldu. gitaristin yanına gidip muhabbet ettim, foto çekindim (CD’yi imzalatmayı unuttum arada). bi grup sahnedeyken çıkıp foto çektirmek gibi bi acaiplik bi daha başıma gelir mi bilmiyorum, ama pişman değilim hehe. i heart kaospilot amına koyim.

Everything of today is falling. It’s decaying. Who will support this life? Do you? Feel the passion to embrace this life? These are the men of today. I am a prologue to better players. Follow my example: Teach to fly – fall faster. Gone.”  

-

* kaospilot sonrası otele döndük. gün içinde domuz etli olduğunu tahmin ettiğimiz iğrenç tostlar, tofu burger falan filan gibi gubidik şeyler yedik. gece acaip bi fırtına çıktı. “aha” dedim “bu fırtına festival alanının ağzına sıçar. kesin iptal olacak converge”. sabaha kadar uyuyamadım sonra. burak fosur fosur uyudu, bana mısın demedi.

fluff notları I.

25 Jul

Dün gece aralıksız tam 4 saat hemre’ye detaylı şekilde prag’ı, fluff’ı ve diğer olanları anlattım ama hala çok şey var anlatılacak. burdan da notlar halinde bi özet geçeyim tüm türküye gönül veren sevgi insanlarına.

* perşembe günü öğleden sonra prag’a indik. beni bile şaşırtan hafızam sayesinde bi sürü otobüs ve metro seferinden sonra plzen’e giden bi otobüse kapağı attık. 90 kilometrelik yolda ayakta yolcu alınması doğu avrupa’nın hakkaten doğu olduğunu gösterdi birinci dakkada. şahane bi yolculukla plzen’e sorunsuz bi şekilde ulaştık.

* sorunlar da bu şehirde başladı. plzen güya bohemia bölgesinin başkenti ama saat akşam 7′de in cin top oynuyodu. 20 dakka festin olduğu rokycany kasabasına gidecek otobüsü bekledik. gelmedi tabii. sonra taksiyle gidelim dedik. koca şehirde 1,5 saat boyunca toplam 5 taksi geçti ve hiç biri durmadı. yüzde 99u ingilizce bilmeyen çekliler’le oldukça zor anlar yaşadık. artık açlıktan ve yorgunluktan delirmek üzereyken bi taksici geldi de kapağı rokycany’e ve otele atabildik.

* çekliler (ya da çekler, herneyse) hayataı çoook yavaş yaşıyor. ayak uydurmak zor. üstelik oteldeki görevlilerin bile çoğu ingilizce bilmiyodu. sıkıştıkları anda “friştik friştik” diyolar. ne diyon bacım?

* yemek yiyecek bi yer bulamadığımız için cipse talim ettik tabi ilk gece. sonra o saatte çıkıp festival alanını bulduk. karanlıkta gölün yanında fotoğraf çektirdim.

* bi sürü alman fluff’a bizim tarifimizle ulaştı ama ibnelerin hiç biri arabasına almadı bizi. üç gün boyunca 2 kmyi yürüdük.

* sabah erkenden kalkıp alana gittik (yine sadece cipsle beslenerek). alana gittiğimizde akşam önünde foto çekindiğim gölün orda olmadığını gördük. kafamız ne durumdaysa çayır çimeni göl sanmışız gece.

* hemen biraya yumuldum tabi 1 euro olunca. bu içtiğim bira bok gibiydi ama gambrinus çok güzel.

bira.jpg

* çek cumhuriyeti soğuk falan değil. ilk gün fenalık geçirdim sıcaktan.bira ve festivalin en güzel 3. kızının sattığı limonatalar hayatımızı kurtardı (yazıda çek kızlarından bahsetmiyicem çünkü çook acaipler, hiç girmemek en iyisi o konuya).

*ilk grup çek ema camelia’ydı. tragey tişörtüyle çıktı vokalist. klavye destekli ambient screamo. ortalama olsa da sevdim ben.

* 2. grup adornoydu. sıcak yüzünden pek izleyemedik, arkalarda oturduk. plague mass, ritual falan ortalamaydı.

* japon fc five çok güzel müziklerine rağmen vokal yüzünden baydı beni. ama son şarkıda rather be dead çaldılar ve kalbimi kazandılar. 2. gün alanda yere oturup hazırladıkları CD-R’ları kendi ultra DIY şekilde dağıtarak daha da sevdim gençleri çok eğlenceli fotolar çekindik kendileriyle. capon işte, kızamıyosun da çok sevimli puştlar.

* burak 108 elemanlarıyla foto çektirdi. final fight filan ortamda takılmaya başlamıştı.

* final fight dağıttı ortalığı. under attack albümlerini çok sevmiştim zaten. süper piç herifler olmalarına rağmen duygu yoğunluğu yüksek melodik hc şarkılarını şahane icra ettiler. final countdown introsuyla süper eğlenceli bi şekilde çıktılar sahneye. sahneleri bittiğinde “hayatımda izlediğim en iyi 2. hc performansı” dedim ama sonraki günler çok değişti tabi fikrim hehe. ama nedir, görevden kaçmadım ve bi final fight vidyosu upload ettim. ses boktan ama idare eder yine;

* Maroon da sahneyi baya dağıttı aşağıdaki postta göründüğü üzere. ama çok zevk alamadım. son albümden doğru düzgün çalmadılar zaten. seyirciye “burda bu hareketi pek sevmezler ama siz gene de yapın” diyip horned hand yaptırma çabası ucuzdu. hadi arkadaşım hadi kardeşim.

* Türkiye’de olsa tiesto fanı falan olabilecek süper giyimli ablalar maroon’da delirdi. tuhaf.

* 108 çok takip ettiğim bi isim olmamasına rağmen çok iyiydi. hele giriş mükemmeldi.sonra teknik nedenlerle bayağı sıkıntı yaşadılar. beyaz tüller içindeki gitaristin şu anonsu süperdi;

“some people ask us whether we’re religious or straight edge. you decide it, i don’t give a fuck”

( http://xichty.cz/?article=1657-fluff-fest-sportovni-letiste-rokycany&page=1#photo adresinde bizimkinden çok daha prof. fotolar var.)

* sXe demişken. eskiden bu adamlara çok büyük saygım vardı ama daha ilk günden çok soğudum. “ruhunu korumak için önce vücüdünu korumalısın” gibi bi felsefeye inanan bu insanların vücutlarının her yerini kaplayan devasa dövmeler nası bi çelişkidir. üstüne o dövmeleri gösterebilmek için hep yarı çıplak dolaşmaları? modanızı skiyim sizin öküzler. ian mackaye durumu görse “napmışız biz yarebbim” derdi heralde. gerçekten beyni ve vücudu uyuşturan şeylerden uzak duran ama bunu kendini kanıtlamak için göstermeyen sXe kardeşlerime sözüm yok tabii.

* festivalin en eğlenceli görüntülerinden biri minor threat tişörtlü, judge şapkalı bi herifin bi elinde sigara bi elinde birayla alanda dolaşmasıydı. haha.

* iki çift lafım da vegan kardeşlerime olacak (ahmet vardar spirit lives on and on). tamam çok güzel bi amacınız var. benim gibi hayatında gerçekten sıkı sıkıya bağlanacak inançlar bulamayan insanların tersine birşeyleri değiştirebilmek için uğraşıyorsunuz. ama madem hardcore’un özü “birşeyleri değiştirmek”, dünya üzerinde uğruna savaş verilecek tek şey kümes hayvanları mı? her taraf animal liberation tişörtlü insanlarla doluyken neden bi tane de insan hakları üzerine stand açılmaz? neden ırkçılık, seksizm ve diğer konularla “sıfır” ilgilidir bu insanlar.tekrarlıyorum, modanızı sikiyim. gerçekten her politik ve sosyal konuyla ilgili veganları tenzih ederim yine.

* yoğun bi şekilde verse, have heart, another breath tişörtü vardı. verse avrupayı fethetmiş resmen. hastasıyım tabii.

* süper cd standları vardı. parasızlıktan çoğuna içim gitti. sinking ships, verse, hot cross, a day in black white falan filan alabildim. bi sürü crust standı vardı. leşcore at its best. from ashes rise tişörtü almadım, alamadım : (.

*ilk gün öyle bitti işte. asıl olay ertesi gün başlıyordu tabii. arkası birazdan. yoruldum.

to the heaven and back.

24 Jul

24 temmuz salı 16.45 prag – istanbul uçağıyla dönmüş bulunuyoruz. çok mutsuzum, evet. şu an tişörtünü giydiğim (kıroyum ama tişört bende) grubun dediği gibi “the dream is over”. 2 ay önce rüyamda görsem inanamayacğım anlar yaşadım (ki rüyasını görmüştüm ve inanamamıştım zaten). converge, kaospilot, victims, final fight, la quite, louise cyphere, rise and fall, thema eleven (orda keşfettik, eşşek gibi) ve tonla grubu izledikten sonra gerçek hayata dönmek pek hoş olmadı tabii. neyse yakın zamanda uzun uzun anlatıcam ne olup bittiğini. şimdilik bi kaç foto koyuyorum ama asıl olay diğer foto ve vidyolarda. şu an herkesin beynini msn yoluyla sitiyorum, papay.

Alan;

fluff.jpg

Maroon sahnesi (grup sahnede ve çalmaya devam ediyo o görüntüde);

maroon_yuh.jpg

Final Fight;

final-fight.jpg

Kaospilot (hayatımın en hisli dakikaları, ertesi güne kadar)

kaospilot.jpg

No Trigger;

notrigger.jpg

La Quiete;

laquiete.jpg

Louise Cyphere;

lousiecyphere.jpg

surfin’ fluff;

surfingfluff.jpg

yok.

14 Jul

son günlerde hayatımı otobüs, araba ve trenlerde geçirdiğim için nete girip birşeyler yazma fırsatı olmuyor. ne yeni bişey dinleyebiliyorum, ne de film izleyebiliyorum (abim’le kadıköy’de yaşadığımız transformers macerası var da sittiret sonra anlatırım). fluff’tan dönene kadar da(evet resmen gidiyoz iki üç gün sonra, son anda ultra alakasız bi terslik olmazsa tabii) bişey yazamayacam heralde. çek cumhuriyeti’nden cd, tişört, can sağlığı vs. gibi istekleri olan varsa haber versin gitmeden, sonra “lan cimri herifler bişi getirmemiş” olmasın. 10 gün filan sonra görüşürüz, hayır dualarınız üzerimize olsun, hostel 3 yaşamayalım oralarda.

NP: Victims – Livlösa Kroppar

hiçbir yerde.

8 Jul

Fluff’a gidene kadar festival ya da gruplarla ilgili sinir bozucu postlar atmaya devam edicem galiba. tek amacım hemre’yi biraz daha dellendirmek. bugünkü konuğumuz Kaospilot . Avrupa turne posterini yayınlamışlar. Bi kaç sene önceki  bi elektronika festinin afişine benzemesine rağmen (hatta resmen bi urban bug ya da babylon etkinliği gibi görünmesine rağmen) pek bi beğendim. Robots took on the outside of dogs hakkaten;

Exclaim!’in sitesine göz atarken güzel bi Interpol röportaj / makalesine denk geldim. Interpol kopyası olarak damgalanan gruplar hakkında şöyle buyurmuş basçı Carlos;

“With Editors I was spooked when I first heard it,” he says. “I thought I had gotten really wasted one night and forgot about those songs. I mean, I loved what I heard but… However, with She Wants Revenge, I never made that association. To me, if someone said these guys are going to be constantly pilloried with comparisons to Interpol, I’d say that is really unfortunate. I have nothing but sympathy for them in their plight.”

Evet She Wants Revenge’i Interpol kopyası diye damgalamak haksızlık olur da son derece kötü bi grup oldukları gerçeği değişmiyor di mi Carlos? Yani Editors nere SWR nere hatta. 2 hit şarkı yazıp albümün geri kalanını 10 tane doldurma ötesi bayık şarkıyla doldurmuş bi grup SWR. I Love You But I’ve Chosen Darkness hepsini döver o ayrı.

Yazıda bahsedilen bi kaç şey buldum nette yine Interpol’le ilgili. Biri severek takip ettiğim Stylus’ta. “Top Ten Worst Lines on Interpol’s First Album” diye bayağı eski bi yazı. Geyik olsun diye yazılmış belli ama pek eğlenceli bulmadım ben. Interpol şarkı sözlerine bok atılacak en son gruplardan biri çünkü. Yazı da gayet zorlama.

Top Ten Worst Lines on Interpol’s First Album

Bi de Pitchfork ilginç bişey yakalamış. “Our Love To Admire”ın kapağında kullanılan fotoğraf (ya da resim, her neyse) sene başında albümü çıkan bi folk grubunun kapağının aynısıymış. Zaten bu kapak Interpol tarihinin en kötü yanı bana göre, bi de çalıntı çıkmış haha. Evladım bari siyah bi kapak yapın üstüne albümün ismini yazın, ne zorluyosunuz.

Album Art Cop: Interpol Vs. Ola Podrida

Bir de geçen hafta koşturmaktan unuttuğum bişey vardı (eşşeklik de diyebiliriz). 25 Haziran Kazım Koyuncu’nun terk-i diyar eyleyişinin 2. yılıydı. Sabah uzunca bir şey yazmıştım ama fazla duygusal olduğu için sildim sonra hehe. Kendisini özlemle anıyorum.

“uzak yerler çeker beni

isterim ki gemilerle gideyim

bugün burda şarkılar söylerim

ben kendime şarkılar söylerim

ama yarın hiçbir yerdeyim”

NP: Carlisle -  Man Sized Squirrel

Hot Cross | 2000 – 2007

6 Jul

Şimdi ne diyim, ne yazayım bilemedim. Etraftaki en orjinal ve mühim gruplardan Hot Cross hadiseye noktayı koyup dağılmış. 2007′nin ilk zayiatı. Amına koyim böyle işin afedersiniz. Bu kadar iyi albümler yayınlayıp iki ay sonra “hadi babuş kaçtık biz” diyen gruplardan nefret ediyorum. Şereflerine bi bira açayım bari. Huzur içinde yatsınlar.

Hey guys, for now we are done. No tour, no shows, no new material. Thanks for seven good years; much longer than we ever intended to exist.

Love, HC”

“No point in steering now, the brakes are out and the search for interests or boy meets girl is the counterculture clock ticking out a song that paints the shadow of this world. The lights are brighter when the game is new, and though I’ve tried, I wish I could say the same for you. Don’t forget that when you cease to see things the way you want to, it’s the least important people that come back to haunt you.”

NP: Kaospilot – Akathisia

fractures, runaways and a midnight in praha.

6 Jul

- Deathwish bu sene ortalığı fena dağıtacak sanırım. Ne var ne yok diye sitelerinde dolaşırken güzel haberlere rastladım. Mesela Life Long Tragedy albüm kaydını tamamlamış. “Destined For Anything” gibi güzel bi albüm sonrası iyi şeyler bekliyoruz kendilerinden. Albümün ismi “Runaways”. Kapak tasarımını J yapacakmış tabii ki.

- Güzel insanlar topluluğu Killing the Dream kardeşlerim de sonbahara doğru yayınlanacak albümlerine “Fractures” ismini vermiş. Kapak yine J’den ama prodüktör Kurt değil J.Ribbons bu sefer. Bu arada bu heriflere noldu da böyle albüm isimleri seçmeye başladılar anlamadım. Runaways, Fractures, Histories (Go It Alone), Guppas. Arada Rise and Fall da boş durmamış. Önce yeni EP sonra full length geliyomuş. J siteye EP kapağının thumbnail’ini (thumbnail değil başparmak çivisi!) atmış;

- Bi de eski Deathwish santroforu Modern Life Is War var tabii. Myspacelerinde iki yeni şarkı yayınlamışlar “Midnight In America”dan. Kaç haftadır yeni dinleyebildim. Çok etkilemedi şarkılar ama MLIW bu, albümün içinde sırıtmayacaktır bu şarkılar kesin.

- Şöyle bi olay varmış, line up süper ama sırf afiş çok hoşuma gittiği için buraya koyuyorum;

Biraz geç kalsak da kapağı 5 günlüğüne Çek Cumhuriyet’ine atma planıımız sorunsuz bir şekilde yürüyor (pek sorunsuz değil aslında da şu an için bi sorun yok en azından). Uçak ve otel rezervasyonlarımız tamam, belgelerimiz hazır (benim bi kaç eksiğim var tabii), sabah akşam Victims ve No Trigger dinleyerek festivale hazırlanıyoruz, Myspace’den Prag’lı kızlara “hello, i am very coming to your town. will you give me a ride ehue. i kiss you, prag is very good, absintee!” şeklinde mesajlar atıyoruz falan filan. Ama hala vizeye başvurabilmiş değiliz. Haftasonu boyunca “allaam nolur bi sorun çıkmasın” diye dua edip haftaya vizemizi kapmayı umuyoruz. Vizeyi aldıktan sonra “bana CD getir, bana tişört al, bana katedral al, hocu ben de geleyim Ukrayna’ya gidelim eheh” gibi isteklerinizi Burag’a ve bana iletebilirsiniz. Son olarak yine dişlerini göstermeye başlayan süper seçkinlere karşı sevgili Nasum’dan “hardcore elite, we curse you all” dizelerini yolluyorum. Tamam lan sizin bu oyuncak, bi yürüyün gidin artık.

Yaphet Kotto @ Fluff Fest 2003;

NP: Paint It Black – Bravo, Another Beautiful Fuck You Song!

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.