Archive | September, 2011

mix ’11.

23 Sep

Yepisyeni bi mixtape yepisyeni umutlar.  Sadece 2011 albümlerinden şarkılar var. Yıl sonuna kadar böyle mix’lerle idare ederiz. Bilgisayar göçtüğü için yılın en sevdiğim albümlerinden değil de son bi ayda dinlediklerimden seçtim şarkıları. Bi iki güne hortkor ponk rok versiyonunu da yaparız kısmetse. Şarkı sahiplerinden Girls, Horrible Crowes ve Girls Names’in albümlerini özellikle tavsiye ederim. Benim gibi dans pistlerinin aranan ismiyseniz Foster the People da radarınızda olsun : ( Ben şimdi sahile inip kulağımda bu şarkılarla 4 dakka koşacağım ve kesildikten sonra yarım paket sigara içip koşan insanları izleyeceğim.

1- Girls Names – I Lose

2- The Horrible Crowes – Go Tell Everybody

3- Case Studies – Dagger

4- Girls – Honey Bunny

5- The Decemberists – Rox In the Box

6- Foster the People – Houdini

7- Memphis – I Want the Lights On After Dark

8- Crystal Stilts – Invisible City

http://8tracks.com/fritzfassbender/mix-11

gidiyorum elveda şarkısı #III.

7 Sep

Gnarls Barkley – Just A Thought

But the truth is i’m only guessin’

Hikayeler anlatabilirim. Hikayeler anlatmak istiyorum. Bazen anlatıyorum da. Bir yerine muhakkak anlattıklarımı hafifletecek bir şaka iliştiriyorum. Komiklik olsun diye değil, karşımdakine ağzımdan çıkan kelimelerin karanlığı vurduğunda hissettiğim suçluluk duygusundan. Anlattıklarımın iç karartıcılığı durduk yere onu / onları çok da üzmesin, üzse bile benim gibi gülüp geçebilsinler diye belki. Belki değil. En azından anlatmaya başladığımda sonunu getirebiliyorum. Her seferinde hayatımı nasıl başlayıp da bitiremediğim işler, okullar, kararlar, aşklar ve kavgalar çöplüğüne çevirdiğimi anlatmaya başlayıp her biri sonunu getirememe destanı olan hikayelerin sonunu nasıl getirebildiğime şaşırmak ve sevinmek elimde kalan az şeyden biri. Buraya bir yere şaka sıkıştırmam lazım.

Yazıların sonu gelmiyor ama, anlatmak gibi değil. Başı en zordur derler hep ama başını almak ustalığına sahip olanlar için sonunu getirmek başından zor. Yine de yılmıyorum, hikayeler anlatayım diyorum. Onun bunun değil, kendimin. Ne kadar zor olabilir? Her yerinden girilebilir lafa. Başı sonu ortası değil. Mesela diyorum, bir ev vardı. Evde ben vardım. Evde herkes vardı. Kar yağıyordu. Geceydi ama kar ve sokak lambası dünyayı aydınlatıyordu. Şimdi ölmüş bir adamın yazdığı şarkıları ölmemiş bir adamın sesinden dinliyordum. Bin yıl önce gibi geliyor ama on yıl önceydi ve önümde uzanan sınırsız dünya vardı. Nedenini bilmiyorum, hayatımın en mutlu gecesiydi. Sonra başka evler oldu. Ben hep oldum. Az çok yine herkes oldu. Çok güldüm, hiç ağlamadım. Bin yıl öncesinde o gece olmam beklenen, olmam gereken, olmama ramak kalan ne varsa hiçbiri olamadım. Hayatımdaki herkesten bazen o bazen bu şekilde ayrı düştüm. Bazen kendime acıdım, çoğu zaman da diğerlerine. Hayat beni hayal kırıklığına uğrattıkça ben daha beter hayal kırıklıkları yarattım, tur bindirdim ibneye. Sonra baktım olacak gibi değil avutmaya başladım kendimi, etrafımdakileri. İşe de yaradı. Her şeyi oluruna bırakıp tek derdi dünyanın en büyük problemiymiş gibi davrananlara umut vermeye başladım. Üzgün insanlardan iğreniyordum çünkü. Sadece üzgün insanlardan iğrendiğim için üzülecek bir şeyim olmadığına inandırdım kendimi. Kendimi inandırdıkça korkularımdan kaçtım, kaçtıkça sabit kaldım.

Sonunda baktım sadece sigaram bittiği zaman uyumaya başlamışım, ne şarkılar ne filmler ne kitaplar ne de sevdiğim insanlar o geceki tek kar tanesi kadar bile huzur vermiyor o gece bir arkadaşımın söyledikleri geldi aklıma. Sevmediğim bi kızın attığı “seni seviyorum” mesajına cevap veremediğim, bir türlü elim “ben de seni” yazmaya gitmediği için gidip kızdan ayrılmıştım gündüz. Arkadaşıma bunu önce anlattığımda “Ee” dercesine bakmış sonra tartıştıkça da “senin aklını skeyim” diyip durmuştu. O kadar ikna edici konuşmuştu ki gidip kızdan özür dileyesim, “ya ben seni sevmiyorum, o yüzden de vicdan azabı yaşayıp ayrılmak istedim ama bu memeler de kaçıralacak gibi diil hakkaten, gel sen beni ben seni seviyormuş gibi yapmaya devam edelim” diyesim gelmişti. Ama bu kısım önemli değil, esas aklımda kalan “senin aklını skeyim aklını” olmuştu ve bir sabah artık bütün avuntularım gerçeklerin tecavüzüne uğrayıp kafama dank ettiğinde, bin gece öncesinden bugüne her şeyi ve hatta her şeyin potansiyelini kaybederek gelişim o kadar da komik gelmemeye başladı. İlgili görünen bütün insanları tersleyişim veya geçiştirişim, soruları minik şakalarla öteleyişim ve yokmuş gibi davranırsam yok olur dediğim her şeyin tepeme dikilişi sonunda “senin aklını skeyim”den başka hikaye kalmadı anlatacak. Şimdi, yine, sigara da bitti ve geriye tek tük şarkılar kaldı bi anlamı olan. Olmayanların amınakoyim.

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.